Uluslararası Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi

Yayınlar

Kitaplar

Dergi

AREL USAM Stratejik Bakış Sayı: 1 için Tıklayınız

AREL USAM Stratejik Bakış Sayı: 2 için Tıklayınız

Akademik Dergi

Raporlar

Bilgi Notları

Bilgi Notu-001: Idlib Çatışmasızlık Bölgesindeki Güncel Gelişmeler

Tarih: 07 Şubat 2020

Çatışmasızlık bölgelerinin ihdas edilmesi konusu, Suriye iç savaşının sonlandırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında BM Liderliğindeki Cenevre görüşmelerine paralel olarak Rusya, Türkiye ve İran garantörlüğündeki yürütülen Astana ve Soçi görüşmelerinin dördüncü toplantısında (3-4 Mayıs 2017) gündeme gelmişti. Bu maksatla hazırlanan plan yürürlüğe girmeden önce ayrıca ABD, Ürdün ve Mısır ile de koordine edilmişti.

Beşinci toplantıda (4-5 Temmuz 2017) garantör ülkeler, çatışmasızlık bölgelerinin sınırları üzerine çalışması kararı almıştı. Bu kapsamda Suriye genelinde dört çatışmasızlık bölgesinin ihdas edilmesine karar verilmişti.

Altıncı toplantıda (14-15 Eylül 2017) İdlib'de gerginliği azaltma bölgesinin sınırları konusunda anlaşma sağlandı. Üç garantör ülkenin çatışmasızlık bölgelerinde gözetim için ortak bir koordinasyon merkezi kurma-sı ve bu bölgelerde her ülkeden 500'er olmak üzere toplam 1.500 gözlemci konuşlandırılması kararlaştırıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları 13 Ekim'de İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki ateşkes rejiminin takibi için gözlem noktaları oluşturmak amacıyla bölgeye intikal etmeye başladı. Türkiye Ekim 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında İdlib bölgesinde 12 gözlem noktası tesis etti. Başlangıçta 1,5 milyon olan bölge nüfusu Halep’teki çatışmaların muhalifler aleyhine sonuçlanması üzerine 4 milyona yaklaştı. Ayrıca Rakka’yı terk etmek zorunda kalan IŞİD unsurlardan bir kısmı da İdlib bölgesine sığındır.

Suriye iç savaşındaki Hama ve Humusu’un kontörlünü ele geçiren rejim kuvvetlerinin askeri dengeyi lehine çevirmesiyle paralel olarak Idlib bölgesine yönelik baskısını artırdığı gözlemlenmiştir. Bu gelişmeler neticesinde Türkiye sınırında sayıları 400.000’i bulan sığınmacı yoğunluğu yaşanmıştır. Türkiye’nin gözlem kontrol noktalarını takviye etmek maksadıyla göndermiş olduğu birliğe yönelik Rejim kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen saldırı neticesinde yedisi asker bir sivil görevli olmak üzere toplam sekiz personelin hayatını kaybetmiştir. Türkiye bu saldırıya topçu ve hava kuvvetleriyle misliyle karşılık vermiştir. Ancak yakın gelecekte bu saldırıların devam etmesi kuvvetle muhtemeldir.

İdlib’deki son gelişmeler, uzunca bir süredir emareleri alınan ve koşulları hazırlanan saldırgan bir tutumu ortaya koymaktadır. Bu ise hem garantör devletlerin hem de Suriye rejiminin çatışmasızlık bölgesi kavramını değerlendirmede ve savaşanları tanımlamadaki farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Suriye rejimi ve yakın müttefiki Rusya, çatışmasızlık bölgelerini muhaliflerin kademe kademe yok edilmesi stratejisinin bir aşaması olarak görmektedir. Nitekim, diğer çatışmasızlık bölgelerinde bu stratejiyi safha safha uygulamışlardır. Rejimin çatışmasızlık bölgelerine bakışını belirleyen askerî taktik konsept Rusya'nın Grozny'deki uygulamaları ile örtüşmektedir.

Türkiye ise çatışmasızlık bölgesini sivillerin iç savaşın zararlarından korunduğu, muhalif grupların ise ayrıştırıldığı ve silahtan arındırıldığı bir bölge olarak değerlendirmektedir.

Savaşanların tanımlanmasındaki farklılık ise terörist-muhalif ayrımında gerçekleşmektedir. Türkiye’nin muhalif olarak tanımladığı grupları Rusya ve Suriye terörist olarak görmektedir. Bu kavramsal karışıklığın bir sebebi çatışmaya taraf olmaktan kaynaklanırken bir diğer neden ise özellikle Rakka’daki muharebeleri kaybeden IŞİD elemanlarının bölgeye sızmış olmalarıdır.

Bölgede masum halk ile terör gruplarını ayrıştıracak mekanizmaların kurulması bu aşamada mümkün görülmemektedir.Suriye rejimi ve Rusya bu sorunu kansız çözümlemek noktasında herhangi bir hassasiyet taşımamaktadır. Türkiye ise terörist ile savaş dışı masumları ayrıştırma konusunda kapsamlı ve garantör devletlerin yardım ve İş birliği ile gerçekleştirilebilecek bu faaliyette yalnız bırakılmıştır.

Muhtemel gelecekte söz konusu saldırıların alınacak caydırma tedbirlerine rağmen devam etmesi olasıdır. Nihai aşamada ise mevcut çatışmasızlık bölgesinin sınırları daha da daraltılarak oluşturulacak daha güvenli bir alana çekilmesi rasyonel hareket tarzı olarak görülmektedir.

Ali Bilgin Varlık
Dr. Öğr. Üyesi




Bilgi Notu-002: İdlib’de Yeni Mutabakat: Kazananlar, Kaybedenler, Fırsatlar ve Riskler 

Tarih: 25 Şubat 2020

 

Mutabakat esasları 5 Mart 2020 tarihinde Moskova’da Rusya ve Türkiye arasında varılan uzlaşıyla yeni bir mutabakat imzalandı. Mutabakatın özünü üç madde oluşturuyor.

Birinci madde, İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetlerin 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacağını; 2. madde, M4 karayolunun (HalepLazkiye) kuzeyinde altı km ve güneyinde altı km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edileceğini ve bu koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usullerin, iki ülkenin Savunma Bakanlıkları arasında yedi gün içinde kararlaştırılacağını; 3. madde ise, Türk-Rus ortak devriyelerinin 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Serakib’in iki km batısından Ain-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacağını öngörüyor.

Mutabakatta, son aylarda özellikle Serakib bölümünde şiddetli çatışmaların yaşandığı M5 karayolu (Halep-Şam) hakkında doğrudan bir cümle yok. 1. maddede mevcut temas hattının ateşkes için esas alındığı düşünüldüğünde, karayolunun artık tamamen Suriye ordusu kontrolünde olduğunun taraflarca kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Mutabakat uçuşa yasak bölge teşkil etmemiştir. Dolayısıyla güvenli koridorun hava sahası Rusya tarafından kontrol edilecek ve Türkiye hava harekatı Rusya’ya tabii olmaya devam edecektir.

Mutabakatta yerinden edilmiş ve mülteci akını başlatabilecek siviller için doğrudan bir düzenleme yoktur. Rusya’nın şimdilik bu kartı elinde tuttuğu ve muhtemelen AB ile pazarlıklarında kullanacağı düşünülmektedir. Ankara ise mülteciler için AB ülkelerine gitme yolunu açarak bu kartını kullanmıştı.

Kazananlar ve Kaybedenler

Esad yönetimi ve Suriye ordusu

Rejim İdlib’de kazanımlarını elde bulundurmakta zorlanıyordu. Suriye ordusu Türkiye’nin Bahar Kalkanı Harekatı ile İdlib’de önemli bir kayıp vermişti. Bu kayıplar Suriye ordusunu muhaliflere karşı yerel bağlamda biraz daha dayanıksız hale getirmişti. Mutabakatla Rejim rahatladı, şu ana kadar ele geçirildiği yerler kendisinde kaldığı gibi Türkiye’nin taarruzundan kurtuldu. Rejim aynı zamanda M-5 karayolunu tam kontrol ederek ikmal ve lojistik zorluklardan kurtuldu. M-4 ise fiilen Rusya kontrolünde olacağından Lazkiye-Halep ulaşılmasının açılması anlamına geliyor. 

Rusya

Rusya her tür krizden ve uzlaşma sürecinden en büyük kazanan oluyordu. Bu sefer de değişmedi. Rusya, öncelikle Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasını ve Türkiye’nin tekrar ABD ve NATO’ya yönelmesini şimdilik engelledi. Doğal gaz, boru hatları, nükleer enerji, S-400 ve diğer stratejik silahların işbirliğinin kesintiye uğramasına engel oldu. Bu şekilde Türkiye’nin kendisine asimetrik bağımlılığını bir süre daha garantiye aldı.

Rusya aynı zamanda küresel kamuoyuna ve özellikle Avrupa’ya Suriye ve bağlantılı mülteci krizinin çözüm anahtarının kendisinde olduğunu tekrar hatırlattı. Rusya, Batı (ABD, AB, NATO) ile Ukrayna, Kırım ve Baltık üzerinden mücadelesinde kozunu biraz daha kuvvetlendirdi. Rusya yerelde ise Suriye’de M-5 yolunun kontrolünün Suriye ordusunda olduğunu Türkiye’ye resmen kabul ettirdi. M-4 yolunu ise güvenli koridordaki hava kontrolünü sağlayacak olması itibariyle fiilen ele geçirdi.

Türkiye

Türkiye kazanan ve kaybeden olarak çıktı. Rusya, İran ya da Suriye ile doğrudan bir savaş riski kağıt üzerinde de olsa geçici olarak ortadan kalktı. Türk halkının evlat kaybıyla yaşadığı acının ve gerginliğin bir süre azalacak olması en büyük kazanç. Mutabakat Türkiye’nin devam ettirmekte zorlanacağı siyasi amacı belirsiz Bahar Kalkanı Harekatını bitirmesine imkan sundu. Türkiye aynı zamanda çatışma bölgesi içinde kalmış gözlem noktalarını sonlandırma ve geriye çekme zemini yakaladı.

Rusya’nın Rejim adına, Türkiye’nin ise ılımlı ve radikal tüm muhalif gruplar adına bir mutabakat imzalıyor gibi görülmesi Türkiye’nin en büyük kaybı olmaya devam ediyor.

Muhalifler

“Ilımlı muhalifler” kaybeden oldu. Kontrol etmek için mücadele ettikleri önemli yerleşim yerlerini terk etmek zorundalar. Türkiye’nin gözlem noktalarını sonlandırmak zorunda olması muhaliflerin önemli bir destekten yoksun olması anlamına geliyor. Ilımlı muhaliflerle içi içe girmiş cihadist ve radikal yapılar her tür karmaşık ve belirsiz ortamın kazananları olduğundan burada da fayda sağlayacaklardır. Bu tür koşullar radikallere daha fazla eylem fırsatı yaratır, yeni gruplar ortaya çıkarır ve çatışma ekonomisini daha kazançlı hale getirir.

Sivil Halk

İdlib’deki sivil halk ve yerlerinden edinmişler ise sürekli kaybedenler olarak bu sefer de kazançlı çıkma şansından yoksun görünüyor. Güvenli koridorun tesisi ve devamına bağlı olarak ne tür yaşam koşullarının onları beklediği belli değil ancak çok iyimser olmamak gerekiyor. Kesin olan, çatışmanın taraflarınca artan bir şekilde araç olarak kullanılmaları gerçekliğidir.

Riskler ve Fırsatlar

Türkiye ve Rusya bir kez daha çatışma ortamında tırmanmanın yüksek bir noktasında çatışma yönetmeye muktedir olduklarını gösterdi. Ancak bu beceri, çatışmanın yapısal nedenlerinin ortadan kaldırılmasına yetmiyor, sadece çatışma davranışlarında kısmi yumuşama sağlayabiliyor. Bu nedenle ulaşılan çözüm kırılgandır. Tüm çatışmalarda görüldüğü gibi bu çatışmada da tırmanma, tıkanma, yumuşama, iniş, tekrar tırmanma ve savaş riskinden oluşan fasit döngü devam edecek gibi görünüyor.

Mutabakatın basın açıklamasında tarafların beyanları temel anlaşmazlık konularının değişmediğini gösterdi. Rusya İdlib’deki tüm grupları terörist olarak kabul ediyor ve bunlara karşı silahlı mücadeleyi öngörüyor. Dolayısıyla Putin ve Lavrov Rusya’nın hava bombardımanı ve Rejimin kara taarruzunun durmayacağını ima ediyor. Türkiye ise terörist denilenlerin bir bölümünü Suriye’nin meşru ordusu olarak niteliyor. Bu açık çelişkinin varlığı devam ediyor.

Ankara, Esad rejimini tehdit ederek ve miat koyarak caydırmayı amaçlamıştı. Bu kapsamda “Esad kuvvetlerinin 01 Mart 2020’ye kadar Soçi Mutabakatı sınırlarına çekilmesini aksi takdirde Türkiye’nin gereğini yapacağını” beyan etmişti. Ankara Mutabakatla beyanının tam aksini (Esad’ın kontrol ettiği yerleri) kabul etti. Bu durum çok aktörlü iç savaş ortamında klasik caydırma kuramının geçersizliğini de gösterdi.

Buradan çıkarılacak ders, caydırma ve zorlama gibi stratejik seçenekler uygulandığında yerine getirilemeyecek taahhütte bulunmamaya dikkat etmektir. Aksi durum rakipler nezdinde devletin güvenirlik ve kararlılık algısını olumsuz şekillendirir ve sonraki benzer süreçlerde aleyhe çalışır.

Türkiye için en büyük fırsat, İdlib ve civarında Suriye ordusu kontrolünde kalmış gözlem noktalarını kapatmak ve askerimizi emniyetle anavatana getirmektir. Burada geri çekilmenin de taarruz gibi bir harekat nevi olduğunu belirtmek gerekir. Harekat çeşitlerinin tamamı (taarruz, savunma, muharebeyi kesme, oyalama, geri çekilme, takip vb.) hepsi zaman, mekan, kuvvet ve hedef koşullarına uygun yapılması gereken stratejilerdir, aralarında “iyi-kötü-onur kırıcı” gibi bir ayrım yapmak gereksizdir.

Mutabakatın getirdiği ateşkes ve uzlaşma şimdilik geçici ve sonuçlarını kestirmek zor. Muhtelif gruplar tarafından ihlal edilmesi yüksek olasılıklıdır. Türkiye için en büyük risk ise “muhalifler” olarak genelleştirilen ancak gerçekte yüzlerce farklı ve şiddetten beslenen grupla ilişki yürütmeye devam etme zorunluluğu ve tercihidir. Bu durum gerçekte Türkiye için bir kapandır ve bundan kurtulma için eleştirel ve çok yönlü bakış gereklidir.

İdlib’de defalarca ateşkes ilan edilmiş ve hemen sonrasında bozulmuştur. Ateşkes ve güvenli koridor hakkında aşırı iyimser olmamak gerekir. Bu nedenle Türkiye İdlib’de kendi askerlerine tam koruma sağlamalı (hava dahil), aksi durumda kuvvet bulundurmamalıdır. 

Doç.Dr. Oktay BİNGÖL

AREL USAM Başkanı


Bilgi Notu-003: SIPRI 2020 Raporu

Tarih: 11 Mart 2020

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 9 Mart 2020 tarihinde yeni bir rapor yayınladı. Söz konusu rapor, 2015-2019 yılları arasındaki silahlanma oranları ile silah ihracat ve ithalat verilerini içermektedir.

2015-2019 yılları arasındaki uluslararası büyük silah transferi 2010-2014 dönemine göre %5,5 artmıştır. Yeni verilere göre, son beş yıldaki en büyük silah ihracatçıları ABD, Rusya, Fransa, Almanya ve Çin olmuştur. Yeni veriler, Ortadoğu’ya silah akışının arttığını ve Suudi Arabistan'ın dünyanın en büyük ithalatçısı olduğunu göstermektedir.

2015-2019 yılları arasında ABD’nin silah ihracatı %23 oranında büyüyerek toplam küresel silah ihracatının %36’sını oluşturmuştur. 2015-2019 arasında ABD’nin toplam silah ihracatı, dünyanın en büyük ikinci silah ihracatçısı olan Rusya’dan %76 daha yüksektir. ABD'den ihraç edilen büyük silahlar toplam 96 ülkeyi kapsamıştır. Rusya’nın başlıca silah ihracatı 2015-2019 döneminde 2010-2014 dönemine göre %18 düşüş göstermiştir.

Orta Doğu ülkelerinin 2015-2019 dönemindeki silah ithalatı 2010-2014 dönemine göre %61 oranında artmış ve son beş yıldaki toplam küresel silah ithalatının %35’ini oluşturmuştur. Suudi Arabistan 2015-2019 yıllarında dünyanın en büyük silah ithalatçısı olmuş, ana silah ithalatı, önceki beş yıllık döneme göre %130 artış göstermiştir. Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik askeri müdahalesine yönelik geniş kapsamlı endişe yaşayan ABD ve İngiltere, 2015-2019'da Suudi Arabistan'a silah ihraç etmeye devam etmiştir. Suudi Arabistan’ın silah ithalatının %73’ü ABD’den, %13’ü ise İngiltere’den sağlanmıştır.

Hindistan, son beş yıl içinde dünyanın en büyük ikinci silah ithalatçısı olmuş, komşusu ve hasmı Pakistan 11. sırada yer almıştır. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) son beş yılda Libya ve Yemen’de askeri olarak yer almış ve 2015-2019 arasında dünyanın sekizinci en büyük silah ithalatçısı olmuştur. Silah ithalatının 2/3’ü bu dönemde ABD’den gelmiştir.

2015-2019’da Ermenistan ile Azerbaycan arasında yine silahlı çatışmalar yaşanmıştır. Her iki ülke de birbirlerinin topraklarındaki hedeflere saldırabilen füzeler de dâhil olmak üzere ithalat yoluyla askeri yeteneklerini artırmaktadır. Rusya, son beş yıl içinde Ermenistan’ın silah ithalatının neredeyse tamamını oluşturmuştur. Azerbaycan’ın silah ithalatının %60’ı İsrail’den, %31’i Rusya’dan gelmiştir.

2015-2019 arasında Türkiye ise PKK terör örgütü ile mücadele etmesine ve Libya/Suriye’deki çatışmalara müdahil olmasına rağmen, silah ithalatı bir önceki beş yıllık döneme göre %48 düşmüştür. İthalattaki bu düşüş, bazı büyük silahların teslimatındaki gecikmeler, savaş uçakları için ABD ile büyük bir anlaşmanın iptali ve Türk silah endüstrisinin kabiliyetindeki gelişmeler ile açıklanabilir.

  • Almanya'nın silah ihracatı 2015–2019’da 2010-2014’e göre %17 yükselmiştir.
  • Çin, 2015-2019 yılları arasında en büyük beşinci silah ihracatçısı olmuştur.
  • Güney Kore silah ihracatını, 2010-2014 ve 2015-2019 arasında %143 artırmış ve ilk kez en büyük 10 ihracatçı listesine girmiştir.
  • İsrail’in silah ihracatı 2010-2014 ve 2015-2019 yılları arasında %77 oranında artmıştır.
  • Mısır’ın silah ithalatı 2010-2014 ve 2015-2019 arasında üç kat artmıştır. Bu durum Mısır’ı dünyanın üçüncü büyük silah ithalatçısı haline getirmiştir.

 

Yunus Kaağaç

Arel Üni. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Doktora Öğrencisi